Şâir Nâbî’nin Muhyiddin-i Arabî’ye Bir Medhiyesi…

Der-Medh-i Hazret-i Muhyiddin-i Arabî

Sürmedir hâk-i deri Hazret-i Muhyiddin’in
Kimyâdır nazarı Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in kapısının toprağı gönül gözünü açan bir sürme; bakışı, kimyâdır.

.
Bin cihân mes‘ele-i râze verir reng-i eda
Ma‘nî-i muhtasârı Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in hülâsa ettiği mânâlar, bir cihân dolusu sırlı meseleleri farklı bir üslupla ortaya koyar.

.
Sâf-ı envâr-ı hakâyıkdır olan âsârı
Zerre yokdur kederi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in yazmış olduğu eserler hakikat nûrlarının en halis ve apaçık anlatıldığı eserlerdir. Onun eserlerinde ve şahsında zerre kadar bu-lanık ve karışık bir durum yoktur.
Cân u dildir ten-i tahkîka Fütûhât u Füsûs

.
Eser-i mu‘teberi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin’in muteber eserleri Fütûhat ve Füsûs, hakiki vücudun -yani tevhidden anlayanların canı ve gönlüdür.

.
Ne Fütûhat ki feth-i der-i esrâr etmiş
Hâme-i feyz-i eseri Hazret-i Muhyiddin’in
Fütûhat öyle bir kitâb ki, Hz. Muhyiddîn‘in bu eserini yazdığı feyizli ka-lem, sanki bir anahtar gibi sırların kapısını açmıştır.

.
Ne Fütûhat ki efvâhe halâvet vermiş
Teng teng-i şekeri Hazret-i Muhyiddin’in
Ne Fütûhat ki, okuyanın ağzına zevk verir. Zira Muhyiddin‘in yükü (ese-ri) şeker yüküdür.

.

Ne Füsûs eyledi bizzât Resûl-i Ekrem
Anı hâs-ı güheri Hazret-i Muhyiddin’in
Ne Füsûs onu bizzat Hz. Peygamber, Muhyiddin‘in gevherlerinin en seçkini yaptı.

.
Ne Füsûs eyledi ta‘mîm-i salâ-yı rahmet
Ni‘met-i mâhazarî Hazret-i Muhyiddin’in
Füsûs, Hz. Muhyiddin’in hazırladığı bu nimet, rahmet salasını beyan etti; umumîleştirdi.

.
Âşıkı nuhbe-i esrârdan eyler âgâh
Nass-ı sırrü’l-kaderi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in kader sırrının nassı -eserleri-, âşıkı, sırların idrâki zor hâllerinden âgâh eyler.

.
Sırr-ı hestî gibi her bir eseri câmi’dir
Ma’ni-i huşk u teri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin’in yaş ve kuru (zâhir ve bâtın) manâsı, varlık sırrı gibi her bir eseri kendisinde toplamıştır.

.
Resûlun nükte-i nass-ı hikemin şâmildir
Cevher-i ser-be-seri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in bütün yazdıkları, Resûlün hikmetlerinin delâlet ettiği nükteyi kaplar.

.
Hazret-i Hakka ya peygambere ya Hızr‘a çıkar
Bî-vesâit haberi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in vasıtasız olarak bildirdikleri, Allah’a, Peygambere veya Hızır’a çıkar.

.
Eyledi mezra‘a-i âlemi sîr-âb-ı güher
Âsûmân-ı hüneri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in hünerinin yüceliği, âlem tarlasını suya kanmış bir gev-her eyledi (yeni bir hayat verdi.)

.
Mazhar-ı kâmil-i ilm-i ezelî olmışdur
Kalb-i pâkize-teri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in temiz yaradılışlı kalbi, ezelî ilmin (ilm-i ledünnün) kâ-mil mazharı olmuştur.

.
Hâtem-i hâs-ı velâyetdir olursa n‘aceb                                                                        Ehl-i irfân neferi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘e, seçkin velîlerin sonuncusudur denilse, bu doğrudur. İrfan ehli onun neferidir.

.
Pertev-i şârikâ-i âyet-i Kur‘ânîdir
Meş‘al-i reh-güzeri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in yaktığı meşale-eserleri-, Kur‘ân ayetlerinin parlayan bir ışığıdır.

.
Sad-hezâranın eder vâsıl-ı ser-menzil-i kâm
Sâlik-i bî-siperi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin’in eserleri yüz binlerce korunmasız sâliki, sülûkun en ileri noktasına ulaştırır.

.
Öyle ‘Ankâdır o kim çerhde olamaz sâkin
Cünbiş-i bâl ü peri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin öyle bir Ankadır ki, kanadının cünbüşü, dâimîdir. O, bu cihânda sâkin olamaz.

.
İstese nûr-ı nigâhından olur çâbük-ter
Lâ-mekâna seferi Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in lâ-mekâna-lahutî âleme-seferi o kadar çabuktur ki, iste-se bu seferi bakışının nuruyla gerçekleştirir.

.
Ehl-i imânın eder çeşmine âsârı ıyân
Nûr-ı hayrü‘l-beşeri Hazret-i Muhyiddinin
Hz. Muhyiddin’in, eserleri, iman ehlinin gözüne beşerin hayırlısının nûrunu- Yani Nûr-ı Muhammedî’yi ap açık gösterir.

.
Ehl-i derdin dilini maşrık-ı envâr eyler
Dem-i feyz-i seheri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in seherin feyizli nesimine benzeyen nefesi, aşk ehlinin gönlünü nurların tulu ettiği bir mahal eyler.

.
Anı müstağrık-ı tevhîd olan idrâk eyler
Var lisân-ı diğeri Hazret-i Muhyiddin’in
Hz. Muhyiddin‘in başka bir lisânı var. Bu lisanı, tevhid denizinde gark olan kişiler idrâk eyler.

.
Ka‘be-vâr olmada pervâne-i ervâh-ı melek
Tâ‘if-i gird-i seri Hazret-i  Muhyiddin’in 

Hz. Muhyiddin‘in huzuru Ka‘be gibi kudsîdir ki, yüce ruhlar Onun mer-kezinde tavaf etmektedirler.

.
Girse Nâbî ele müjgânımı cârûb ederim
Hidmet-i hâk-i deri Hazret-i Muhyiddin’in
Nâbî, ele girse, kirpiklerimi Onun kapısının önünü süpürmek için süpürge ederim, hizmetçisi olurum.

.
Yukarıda, bugünkü ifadelerle kısmen yorumlayarak vermiş olduğumuz kasideden anlaşılacağı gibi, Nâbî‘nin asıl üzerinde durduğu mevzuu, İbn Arabî‘nin eserleri ve eserlerinin özellikleridir. Nâbî‘ye göre, şeyh‘in nazarı, maddenin terkibini değiştiren bir kimya; yâni, nefsî insânı yola getiren bir güç kaynağıdır. Ayağının basdığı toprak, gönül ehlinin basiretini açan bir ilaç (sürme) değerindedir. Eserleri, hakikat nurlarını en saf bir biçimde ortaya koymaktadır. Fütûhat ve Füsûs adlı eserlerinin değeri ölçülemez. Bu eserler, gizli âlemleri açan bir anahtardır. Âşıklara hususî bir zevk veren diliyle Füsûs, İbn Arabî‘ye, manâ âleminde bizzat Hz. Peygamber tarafından yazdı-rılmıştır. Bu eser mevcud olan bütün sırları kendisinde toplamıştır. Tek kelimeyle bu eser, İlâhî menşe‘lidir.
Şeyhü‘l-Ekber, Nâbî‘nin belirttiği gibi “Hatem-i Velâyet”tir. Ezelî ilmin tam mazharıdır. Sâlikler, adları zikredilen eserlerden faydalanarak asırlarca yol bulmuşlardır. Yine, bu eserler, sadece tevhid ehli tarafından anlaşılmak-tadır.
Şeyhü‘l-Ekber‘in özelliklerini, kısaca, anlattığımız şekilde değerlendiren Nâbî, kendisini Muhyiddin-i Arabî‘nin müridi kabûl etmektedir. Aynı özelliğini, Abdü’l- Kadir-i Geylânî ve Mevlânâ‘ya atfen yazdığı kasidelerinde de görmekteyiz.
Netice olarak diyebiliriz ki, Nâbî, bu kasideleri bir gelenek icabı olarak tesadüfen kaleme almamıştır. O, adı geçen büyük mutasavvıflardan etkilenmiş, fikirlerini kabullenmiş bir şâirdir. Şiirlerinde “hikemiyyat” hâkimdir. Nâbî‘deki hikemîliğin mühim iki kaynağı vardır; devrin ahlakî -daha umu-mî tabirle- sosyal sıkıntılarını gidermeye çalışmak, bunu yaparken tasavvufî ahlaktan faydalanmak. Nâbî‘yi orijinal kılan, devrinin en büyük şairi, hatta fikir adamı yapan özellik budur. O, bu özellikleriyle çağına damgasını vurmuştur.

İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi (İbnü‟l-Arabî Özel Sayısı-2), yıl: 10 [2009], sayı: 23

Yrd. Doç. Dr.Mustafa TATCI, Gazi Ü. Türk Dili ve Edebiyatı

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s