El-Hâdî İlahi İsmi – Fütühat-ı Mekkiyye

EL-HADİ

 

 

Hidayet ve hüda mertebesi

Bütünü hidayet olan bir mertebe

Nuruyla beni terk etti

Senin halin, siyah bir renge çevirdi beni Okumaya devam et

Keramet ve Kerametin Terki – Peygamber Mucizelerinin Te’vili

ateş

 

Ayetleri (mucize) ve kerametleri izhar, iddiaları nedeniyle peygamberler için zorunlu iken peygambere uyan velinin onları gizlemesi vaciptir. İşte sûfilerin yolu budur. Çünkü veli bir iddiada bulunmadığı gibi iddiada (bulunması) da gerekmez, çünkü o, şeriat getiren biri değildir. Artık şeriat terazisi âlemde ortaya konulmuştur. Şekilci alimler ki onlar fetva verenlerdir Allah’ın dini hakkında o teraziye göre hüküm vermişlerdir. Onlar, cerh ve tadil ehlidir. Veli ise, yükümlü olmasını gerektiren aklı var iken ortaya konulmuş şeriat terazisinin dışına çıkarsa, hali kendisine bırakılır. Bunun nedeni, Rahman’ın nefesinde onun hakkındaki ihtimaldir. Bu bırakma da meşru terazide vardır. Şeriatın zâhirinde cezayı gerektiren ve hakim nezdinde sabit bir durum veliden ortaya çıkarsa, o ceza veliye uygulanır. Gerçekte onun için söz konusu olan ihtimal bu cezadan kendisini kurtaramaz. Bu ihtimal, başkalarına şeriatça yasaklanmış şeylerin mubah kılındığı ve kendilerini cezalandırmadığı kimselerden olması ihtimalidir. Fakat bu durum, ahiret hayatında böyledir. Allah Bedir savaşçıları hakkında (başkasına yasaklanmış) fiillerin onlara mubah olduğundan söz etmiştir. Bir rivayette de ‘Dilediğini yap, seni bağışladım’ buyurur. Halbuki ‘dünya hayatında senden cezayı kaldırdım’ dememiştir. Cezanın uygulandığı kişi, gerçekte günahkâr değil ise, sevap alır. Örnek olarak Hallac ve yolundan gidenleri verebiliriz. Okumaya devam et

Melâmîler ve Fakirler Hakkında.

 

melami

Bu adamlardan bir grubu, Melâmîlerdir. Bazen Melâmetîyye diye de söylenir, fakat bu zayıf bir okuyuştur. Onlar, Allah yolunun mensuplarının efendileri ve imamlarıdır. Âlemin efendisi -ki Allah’ın Peygamberi Hz. Muhammed’dir- onların içindedir ve onlardan biridir. Onlar, işleri yerli yerine koyan ve sağlamlaştıran hikmet sahipleridir. Onlar, sebepleri yerli yerinde bırakır, aşılmaları gereken yerde ise onları aşarlar. Onlar, Allah’ın yaratıklarındaki düzenini kendi anlayışlarına göre ihlal etmezler. Dünya hayatının gerektirdiği şeyi dünya hayatına bırakırlar, ahiret hayatının gerektirdiğini de ahiret hayatına bırakırlar. Onlar, Allah’ın kendilerine baktığı gözle eşyaya bakarlar, hakikatleri karıştırmazlar. Çünkü Allah’ın koymuş olduğu yerden bir sebebi kaldıran kişi, hiç kuşkusuz, onu koyana saygısızlık yapmış, onun değerini bilememiş demektir. Sebebe dayanan ise, hiç kuşkusuz (sebebi koyana) ortak koşmuş, ilhada düşmüş, doğa âlemine bel bağlamış demektir. Okumaya devam et

Riyazet Hakkında

riyazat

 

Riyazete gelince, onun sınırı mütmain nefsin, tabii kuvvetlerin baskısını savmak maksadıyla onlarla mücahede etmesidir. Mücahede iki türlüdür: Biri cismani, biri de ruhanidir. Cismani olanı da biri dışta biri de içte olmak üzere iki kısma ayrılır. Dışta olanı, dinden çıkmış, kanun ve sünnetlerden ayrılmış Allah düşmanlarına karşı yürütülür. İki cihaddan küçük olanı budur. Çünkü diğerine göre faydası daha azdır. Ve çünkü iç eziyet verici unsurları edeplendirmek dış eziyet verici unsurları tedip etmeye göre daha faydalıdır. Okumaya devam et

Kulluk ve Hürriyet Arasındaki Fark

59176

 

İnsanın kul ve köle olarak Rabbine veya kulluğa izafesi, hür olarak başkasına izafe edilip ‘başkalarının boyunduruğundan kurtulmuştur’ denilmesinden daha üstündür. Çünkü Allah’tan hür olmak doğru değildir. İnsan hürriyet makamında bulunduğunda sadece başkalarının varlıklarını görür. Çünkü onları görmekle, kendilerinden bağımsızlaşmak gerçekleşir. Bu haldeyken, kendi kulluğundan (ubudiyet) ve mutlak kulluktan habersizdir. Öyleyse insan için kulluk makamı, hürriyet makamından daha şereflidir. Mutlak kulluk ise kulluktan daha üstündür. Nitekim Hz. Peygamber, Meymune b. Haris hadisinde benzer bir duruma işaret etmiştir. Söz konusu kadın, Hz. Peygamber zamanında bir cariyesini azat edip bunu Hz. Peygamber’e bildirdiğinde, Peygamber şöyle demişti: ‘Onu yakınlarına verseydin, senin için daha büyük bir sevap olurdu.’ O halde kulluk makamı, hürriyet sevabına yeğlenmiştir. Okumaya devam et