Tedbîrât-ı İlâhiyye

tedbrita

 

Osmanlı medeniyeti genelde tasavvufî ve irfânî bir hususiyet arzeder. Davud Kayserî, Molla Fenârî ve İbn Kemâl gibi şahsiyetlerin bu tasavvuf ve irfan çehresini çizerken ilham kaynakları büyük ölçüde İbn Arabî ve Mevlânâ olmuştur. Bu çehrenin ortaya daha belirgin şekilde çıkması için yapılan çalışmalar yoğunlaştıkça, özellikle İbn Arabî’nin Osmanlı medeniyetindeki tesirleri daha iyi anlaşılacaktır. Okumaya devam et

Video

Tasavvuf Ve Kabala – M. Fatih Çıtlak ve M. Erol Kılıç “Uzun Hikaye” – AHabertv

Video

Prof.Dr. Mahmud Erol Kılıç – Esma-ül Hüsna Üzerine-

Araftaymışım ben !!!

 

araf-gustave-dore.jpg

 

Araftaymışım ben, yarı belime çamura batmış bir halde. Öyle görmüşler halime göz yaşı dökerek uykuya dalanlar. Ne beşeriyet zindanının karanlıklarına geri dönebiliyor ne de bir adım atarak insanlık şeceresine ismimi yazdırabiliyordum. Bunu anladığımda payıma düşen ne ise şimdi onu yapıyorum. Daha derinlere batmamak için hareketsiz ve nefessiz bekliyorum. Çünkü biliyorum bu durumdan kurtulmanın yegâne çaresi bir elin uzanması.  ‘Beklemen boşuna! Öte taraftan bir el uzanmayacak sana. Haydi!  Gel! Karanlıklara yaren olalım ‘ diyerek elini uzatan şimal ehli. Uzak tut umutsuzluk müjdeleyen bakışlarını benden. Ya siz Ey Yemin ehli. Ayıplarmış gibi bakmayın çehreme. Bulunduğunuz yerin size sunduğu nimetler hani nerede? Yükseklerden bakmayın nemli gözlerime. Size verilen nimetlerden sıyrılarak çıkın. Gelin beraber ağlayalım halime. Ben, beni buradan kurtaracak olanı beklemekten geçtim. Yokmu benimle ağlayacak benim gibilere. Ey yüksektekiler. Himmetinizi ne için kullanacaksınız söyleyin! Tekkelerde Allah diyenler için mi? Yoksa efendilerinin dizleri dibinde gölgelenenler için mi ? Yoksa kırı kırk yaran zahit ve abidler için mi? ’Benim şefaatim günah-ı kebir işleyenler içindir ‘diyen o kutlu zatın sözlerini ben mi hatırlatayım size. Haydi! Siz bana ağlayın, ben ise arkamdakilere. Ben böyle yanarken, siz rahat mı uyuyacaksınız . Vallahi eğer böyle yaparsanız benim bulunduğum yer size şu durumunuzdan daha hayırlıdır. Affedin beni. Unutun bu söylediklerimi. Beni anlamanız için eğilmeniz değil, ayaklarınızın bastığım toprağa değmesi gerekli.

 

Mustafa AKSU

Bir bitki gibi bitirilmek isterdim şu varlık aleminde.

bitki

 

Bir bitki gibi bitirilmek isterdim şu varlık aleminde. İnsanları diri kılacak düşüncelerin zuhur etmesi için, zihinlerini gebe bırakacak kelimelere gebe kalmak isterdim. Acziyeti kalp atışım kılmak isterdim bir hurma ağacının altına sürünürken. Mahfiyet karanlığımın suskunluğunu , yine o karanlıkların suskunluğuna haberci kılarak sessizliği bozmak isterdim ;“ Ey ölüm al beni, al da unutulup gideyim” kelamıyla. Hemen altımdan gelen sese can kesilip,  o ağaçtan rızıklanıp, arzımın kaynağından haberler veren o su dan kana kana içmek isterdim. Her şeyi bidayetinden nihayetine kadar anlatmak isterdim beşikten mezara yaş kuru bir şey kalmamacasına. Hepsinden önce kalbimin bir veledi olsun isterdim tüm bunlara sebep olacak. Bana bahşedilen bir oğlum olsun isterdim tüm dileklerimden az önce dileyenin ruhundan. Talep kâr sinelere semalardan sofralar indirmek isterdim rabbimin lütfundan yiyip içsinler diye. Görmeyen gözlere bile rabbimin lütfuyla can vermek isterdim sofranın kaynağına aşina olsunlar diye. Ama hiç biri olmayacak! Çünkü ben en başından kaybettim bu ihsanı.

 

Bana bir beşer dokundu…

 

Mustafa AKSU