Video

Cevdet YAŞAROĞLU – Bülbüllerden Güle – TRT Müzik

Kur’an Mührü

 

kuran muhrü

 

“Meclislerimde ve tasniflerimde konuştuğumuz her şey, Kur’an’ın huzurundan ve hazinelerinden gelir. Bana Kur’an’ı anlamanın ve Kur’an’dan yardım almanın anahtarları verilmiştir. Bütün bunlar, Kur’an’ın yardım almanın anahtarları verilmiştir. Bütün bunlar, Kur’an’ın dışına çıkmadığımız sürece geçerlidir. Kuşkusuz bu, bağışların en yücesidir. Ancak zevkine varan, menzilini nefsinden bir hal olarak müşahede eden ve Hakkın, sırrında kendisiyle konutuğu kimse bunun değerini bilir. Çünkü Hak, vasıtaları kaldırmak suretiyle, sırrında kuluyla konuştuğu zaman, onun seninle konuşmasına, senin sözlerini anlaman da eşlik eder. Onun seninle konuşması, senin onu anlamanın aynı olur ve ondan geri kalmaz. Eğer senin anlaman, onun seninle konuşmasından geri kalırsa, bu, Allah’ın kelamı olmaz. Bunu kendi içinde hissetmeyen kimse, Allah’ın kullarıyla konuşmasına dair ilimden nasipsizdir.”

 
447 s. — 2. Hamur– Ciltsiz –

Çeviri : Vahdettin İnce

Namazda Sure Okumanın Tarzı – Fütühat-ı Mekkiyye-

sure

 

Namaz kılan kişi [musalli], kelimenin kökeni hakkında açıkladığımız gibi, ikincidir. Onun ikinci olması ise, gerçek bir durum değil, sadece imandaki tevhit tanıklığına göre gerçekleşmiş göreli bir durumdur. Öyleyse söz konusu olan imanın ikinciliğidir. Başka bir ifadeyle imanın iki noktada ortaya çıkmasıdır: şehâdet ve namazda. Nitekim imanı zekât ile birlikte üçleriz. Fakat daha fazlası yoktur. Bu nedenle Allah, imanda artışı zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: ‘Onların imanını artırır.’[i] İman, tek bir hakikattir. Çokluk ise, onun mertebelerde gözükmesiyle ortaya çıkar. Sayıları ortaya çıkaran ve kendiliğinde çoğalmazken sayıları çoğaltan bir de böyledir. Bir sayı mertebesi birden yoksun ise, onun ne hükmü ne varlılığı kalabilir. Bunu görmüyor musunuz? Okumaya devam et

TA’RÎFÂT – Tasavvuf Istılahları

 

tarifat

 

Seyyid Şerîf Cürcânî’nin en meşhûr eserlerinden biri olan Ta‘rîfât, müellifin kendi zamânında aklî ve naklî ilimlerde kullanılan ıstılahların târiflerini ihtivâ eder. Asırlardan beri ilim tâliplerinin başucu eserlerinden biri olan bu kitapta, ondan fazla ilme âid iki binden fazla ıstılāhın târîfi vardır. Kaynaklık husûsiyetini muhâfaza ettiğine inandığımız için yayınlamış olduğumuz elinizdeki bu eser, Ta‘rîfât’taki ıstılahlardan sâdece tasavvufa âid olan iki yüz elli civârındaki açıklamanın tercümesidir. Istılah lügatleri arasında mühim bir mevkii olduğunu düşündüğümüz Ta‘rîfât’ın, bu Türkçe neşrinin, tasavvuf lügatleri edebiyâtına da ciddî bir katkısı olacağını ümîd etmekteyiz. Okumaya devam et

Fütühat-ı Mekkiyye – KIBLE

KIBKLE

Müslümanlar kıbleye, yani Kâbe’ye yönelmenin namazın geçerlilik şartlarından biri olduğunda görüş birliğine varmıştır. Bu konuda benden önce görüş birliği olmasaydı, kıbleye yönelmeyi bir şart olarak kabul etmezdim. Çünkü ‘Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır’[i] ayeti, Kâbe’ye yönelme emrinden sonra inmiştir ve bu ayet, hükmü kalkmamış muhkem (anlamı açık ve kesin) bir ayettir. Fakat Kâbe’ye yönelme['nin namazın geçerlilik şartı olması] hususunda görüş birliği gerçekleşmiştir. ‘Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır’[ii] ayetinin ise, kıbleyi bilmeyen şaşkınla ilgili olduğunda görüş birliğine varılmıştır. Söz konusu kişi, hiçbir görüş ayrılığı olmaksızın, kendi içtihadına göre kıble sandığı yere yönelerek namaz kılar. Kıldıktan sonra başka bir yöne yöneldiğini anlarsa, bu konuda görüş ayrılığı olsa bile, namazını tekrarlamaz. Bu durum, temizlenme imkânı bulamayan kimsenin durumundan farklıdır. Öyle bir insan hakkındaki görüş ayrılığı namaz kılıp kılamayacağıyla ilgilidir. Okumaya devam et

Hırka Kitabı

hırka kitabı

 

Bu hırkayı giymenin şartı, yalan ayıbı doğruluk elbisesiyle; hıyanet ayıbı emanet elbisesiyle; sözünde durmazlık ayıbı ahde vefa elbisesiyle; riya, ihlas hırkasıyla; kötü ahlak, güzel ahlak hırkasıyla; zemmedilen huylar, övülen huylar hırkasıyla; her aşağılık ahlak, üstün ahlakla; sebepleri terk etme, tecrit tevhidiyle; varlıklara güvenip dayanma, Allah’a tevekkülle; nimete karşı nankörlük, nimeti verene şükretmekle… örtülür. Okumaya devam et

Ezanın Özellikleri

ezan-160

 

Ezanın dört özelliği vardır. Birincisi, tekbirlerin çift, kelime-i şehâdetlerin dört, diğerlerinin ise çift okunmasıdır. Bu özelliği kabul edenlerin bir kısmı, iki şehâdette ‘terci [nağmeli okuma]’ olduğunu düşünür. Şöyle ki: İki şehâdet, önce iki kere gizli okunur, sonra bir kez de yüksek sesle iki kere okunur. Bu ezan, Medinelilerin ezanıdır.

İkinci özellik, ilk tekbirin ve iki şehâdetin dört, diğer kısımların iki kez okunmasıdır. Bu ezan, Mekkelilerin ezanıdır. Üçüncüsü, birinci tekbirin dört, diğer kısımların iki kez okunmasıdır. Bu da, Kûfelilerin ezanıdır. Dördüncüsü, birinci tekbirin dört, iki şehâdetin üç, davetin (hayye ale’l) üç kez okunmasıdır. Ezan okuyan kişi, ‘haydin kurtuluşa [hayya ale’l-felah]’ kısmına ulaşıncaya kadar, şehâdet ile başlar. Ardından ikinci kez, sonra aynı şekilde üçüncü kez tekrarlar. Dört kelime, sıralı olarak üç kez okunur. Bu ise, Basralıların ezanıdır. Okumaya devam et

Sabah Namazının Vakti

sabah-ezani-kacta-okunur-1961

Bütün bilginler, sabah namazının vaktinin fecrin doğumu, vaktin sonunun ise güneşin doğumu olduğunda görüş birliğine varmış, en faziletli vaktinin hangisi olduğu üzerinde ise görüş ayrılığına düşmüştür. Kimi bilginler, en faziletli vaktin alacakaranlık olduğunu iddia ederken kimi bilginler, gecenin sonundaki karanlığın daha üstün olduğunu söylemiştir. Ben de, bu görüşteyim.

Meselenin bâtınî yorumu şudur:

Okumaya devam et

Âriflerin Tevhidi

tevhid

 

Varlık konusunun tasavvufta ele alınışının kendisine özgü yönleri vardır. Bunların başında, sufilerin mutlak Varlık terimini Tanrı veya Hak anlamında kullanmış olmalarıdır. Böylelikle daha işin başında varlık olarak varlığın incelenmesi diye tanımlanan metafiziğin ana konusunun yerini sufiler için Tanrı’nın varlığının araştırılması almaktadır.Varlık konusunu araştıran sufilerin görüşlerinin genel çerçevesi, vahdet-i vücûd (varlık birliği) ile dile getirilmiştir. Bu bağlamda varlığın birliği, birkaç açıdan ele alınabilir: Bunlardan birisi, varlığın ve diye ikiye bölünmesi yerine, bir sayılmasıdır. Bu durumda varlığın farklı şeylerde farklı derecelerde bulunması, vahdet-i vücûd terminolojisiyle ve etmesinin nedeni varlığın kendisi değil, mahiyetler ve başka bazı nedenlerdir. Bu yönüyle vahdet-i vücûdu bir yaratılış yorumu olarak niteleyebiliriz. Vahdet-i vücûdun başka bir anlamı ise, Tanrı’nın her şey ile beraber olması ve her varlığın doğrudan Tanrı ile irtibatını kabul eden bir anlayışa dayanmasıdır. Bu anlamda vahdet-i vücûd Hakkın eşya ile beraberliği diye isimlendirilebilir. Bu yönüyle vahdet-i vücûd, Tanrı ile her bir varlık teki arasındaki bilgi ve varlık ilişkisini mümkün kılan bir görüştür. Elinizdeki eser, büyük mutasavvıf Nablûsî’nin vahdet-i vücûdun anlamı ve mahiyeti hakkındaki iki küçük risalesinden oluşmaktadır. Yazar, sufilerin vahdet-i vücûd terimiyle gerçekte neyi kast ettiklerini açıklamaya çalışırken, kendilerine yönelik eleştirileri de cevaplandırmaya çalışmaktadır.

Video

Hz. Arabi Semp. Tebliğleri Doç. Dr. Ekrem Demirli

Part-1

Part-2

Part-3